- AİLE VE BOŞANMA
- BOŞANMA HUKUKU
- BOŞANMA’NIN SOSYAL BOYUTU
- BOŞANMA’NIN PSİKOLOJİK BOYUTU
AİLE VE BOŞANMA
T.C. Anayasasında ‘’Aile, Türk toplumunun temelidir.’’şeklinde bir ibare yer almaktadır. Bu hüküm, sosyolojik olguyu toplumumuz açısından kesin bir ifadeyle dile getirmektedir.
Dar anlamda aile, karı , koca ve çocuklardan meydana gelen küçük bir topluluktur. En geniş anlamda aile ise, karı, koca ve çocuklardan başka aynı çatı altında yaşayan ve aynı otoriteye tabi kişiler topluluğudur.
Boşanma,’’Eşlerden birinin istemi üzerine yargıcın bu istemi yerinde görerek, eşler arasındaki evlilik ilişkisine son vermesidir.
Boşanmak,’’Aralarında evlilik birliği, nikah bağı olan iki kimsenin yasalarla belirlenmiş usule göre mahkeme kararıyla nikah ve evlilik bağlarının sona ermesidir.
Evliliğin yasal olarak sona ermesine BOŞANMA denir. Günümüzde daha yaygın olmasına rağmen, boşanma evlilik kadar eskidir.Eski çağlardan beri bütün toplumlarda boşanmaya rastlanmaktadır.
Evlilik kadar eski olan boşanma, toplumların tarihsel gelişimine göre değişen özellikler gösterir.İlkel toplumlarda kadın, kocasının ayakkabılarını evin eşiğine bıraktığında onu boşamış sayılırdı.Kadının kısırlığı ise erkek için haklı bir boşanma nedeni sayılırdı.
Maalesef olumsuzlukların faturası, şu anda olduğu gibi, hep kadına ödetiliyordu. Toplum, çocuk sahibi olmamanın sebebinin erkekten kaynaklanabileceğini aklından bile geçirmiyordu.
Tıpta ve teknolojideki gelişmeler, çocuk sahibi olmamakta kadın kadar erkeğin de payının olduğunu ortaya koymaktadır. Birçok eski toplumda erkek çocuğun dünyaya gelmesi evliliği kalıcı kılardı.Erkek çocuğu olmayan beyler,ki çocuğun cinsiyeti erkekten gelen kromozoma göre belirlenir, çareyi tekrar evlenmekde bulmaktaydı.
Osmanlı toplumunda ilke olarak, boşanma hakkı kocaya tanınmıştı.
Hristiyan dünyasında ise Katolik Klisesi boşanmaya izin vermez.Bazı Katolik ülkelerde boşanma bugün bile imkansızdır.
Günümüzde, Katolik ilkelere sıkıca bağlı olan, yasaları boşanmaya izin vermeyen az sayıda ülke dışında, boşanma yasalarla düzenlenmiştir.
Türk Medeni Kanunu’ nda sayılan boşanma nedenlerinden birinin varlığı durumunda, mahkemeler boşanma kararı verebilir. Günümüzde boşanmayı kolaylaştırma yönündeki eğilim güçlenmektedir. Eşlerin karşılıklı isteği durumunda, yargıçlar kolayca boşanma kararı verebilir.
Evlilikte esas, eşlerin ölünceye kadar, her şartta beraber olmalarıdır.Ancak aile müessesesini oluşturan evlilikte bazen istenmese de olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Boşanma, evlilik akdinin sona ermesidir.
Hadis i Şerif’te: ‘’Allah Celle celaluhu’ ya göre en sevimsiz helal boşanmadır. Ancak başka çözüm yolu kalmamışsa kötü de olsa müsaade edilmiştir.
BOŞANMA HUKUKU
Türk Medeni Kanunu, Hakimin Kararıyla Boşanma sistemini benimsemiştir. Ayrıca boşanma sebepleri tek tek sayılarak belirtilmiştir.
Boşanma Sebepleri:
-Genel Boşanma Sebebi: Evlilik birliğinin temelden sarsılması: Kanunda açıkça ifade edilmeyen birçok sebep bu kategoride ele alınmaktadır.
-Zina
-Hayata Kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
-Terk
-Akıl hastalığı
-Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
İnternetin toplum hayatında yaygınlaşması evlilik hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. İnternet bağımlısı haline gelen erkekler de kadınlar da büyük sıkıntılar yaşıyor. Eski arkadaşların internet yoluyla yeniden birbirini bulması,interneti evliler için tehlike ve tehdit haline getiren unsurların başında geliyor. Evliliği sona erdirmeye bile,özellikle gençlerde, sebep olmaktadır.
BOŞANMA HUKUKUNDA İLKELER
1-Kusur İlkesi
Boşanma hakkı için eşlerden birinin kusurlu olması şartı aranmaktadır. Kusur ilkesine göre kusurlu eş boşanma davası açamaz.
2-Evliliğin Temelden sarsılması ilkesi:
Evliliğin artık katlanılamaz oluşunun nesnel olarak ortaya çıkmasıdır.
3-İradilik İlkesi: Tarafların iradesine belli şartlarda boşanma için önem vermekte olan ilkedir. Anlaşmalı boşanma gibi.
4-Elverişlilik İlkesi: Evlilik süresince eşlerden birinin ruhsal veya bedensel sağlığının önemli derecede bozulması diğer eş açısından evliliği çekilmez hale sokabilir: Akıl hastalığı gibi.
Elverişlilik ilkesinden hareketle Türk Medeni Kanunu ‘’Akıl hastalığı’’ nı boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir.
Boşanma konusunda Kanunumuz; ne bu çağda anlamı kalmayan yasaklama görüşünü ne de kadın ve çocuk haklarını gözardı eden serbestlik ilkesini benimsemiştir. Yasada belirtilen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ve bunun mahkemede kanıtlanması halinde boşanmaya karar verilebileceği esası, çağdaş hukuk anlayışına uygun düşen hukukumuzda kökleşen bir düşünce biçimidir.
Özel boşanma sebepleri (zina, hayata kast, pek fena muamele veye onur kırıcı davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı dışında da eşler arasında geçimsizliğe neden olabilecek birçok sebep olabilir. Bunlar da genel boşanma sebepleridir.
Türk Medeni Kanunu, birçok olayda olduğu gibi boşanmada da hakime hukuk yaratması ve takdir hakkını kullanması için geniş bir serbesti tanımaktadır.
Evlilik birliğinin sadece sarsılmış olması nisbi bir boşanma sebebi olup boşanma için yeterli değildir. Evlilik birliğinin devamının imkansız olması konusunda hakimde bir kanaat uyandırması gerekir.
BOŞANMADA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
Boşanmayla ilgili bütün davalara Aile mahkemelerinde bakılmaktadır. Aile Mahkemesi görevli mahkemedir. Ancak, Aile Mahkemesi kurulmayan her yerde bu görevle yetkili kılınmış Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır.
Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
YETKİLİ MAHKEME
TMK madde 168’e göre:
Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
BOŞANMANIN SOSYAL BOYUTU
Boşanma konusunda üzerinde durmak istediğim konu boşanmanın sosyal boyutu. Özellikle de toplumun boşanmış, dul kadına bakış açısı. Erkek için olduğu kadar kadın içinde boşanma (hoş olmasa da son çare olarak) normal bir olaydır. Ancak toplum boşanan kadına maalesef iyi gözle bakmıyor, dışlıyor. Boşanan kadın sosyal hayatta birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Kültürlü, saygıdeğer bir insandan duyduğum söz beni ürküttü:’’Sürekli dua ediyorum hiçbir zaman dul bir kadın benim komşum olmasın.’’ Belki iyiniyetle sarfedilmiş bir sözdür ama yine de hiç hoş olmayan bir düşüncedir kanaatimce. Söyleyen kişi, akşam kendi eşi gelince komşu hanımın psikolojik olarak etkilenmesini de düşünüyor olabilir. Bunun yanında eşini kıskanması dolayısıyla da bu sözü söylemiş olabilir. Ama bu düşünce toplumsal gerçeği değiştirmez. Hukuki olarak erkek kadar kadının da buna hakkı vardır. Hukuki olarak hakkı olmasına rağmen toplumun baskısından dolayı insanlık dışı davranışlara katlanıp (bu hanımlar kariyer sahibi, maddi imkanları olan hanımlar) sırf dul damgasını yememek için evliliğini devam ettirmektedir. Sakın yanlış anlaşılmasın. Boşanmayı desteklemek gibi bir düşüncem asla yok ve olmayacak. Sadece toplumun düşüncelerinin, değer yargılarının değişmesi gerektiğini düşünüyorum.Erkek gibi kadınlar da boşanabilir daha sonra tekrar evlenebilir.
Buna en bariz örnek Hz. Hatice validemiz değil midir? Toplumun en saygıdeğer kadınlarından ve Peygamberimiz’e eş olma mazhariyetine kavuşmuş, cennetle müjdelenmiş, ilk müslümanlardan.
Evliliği ayakta tutan,hukukçu olmaktan öte 13 yıllık evli bir bayan olarak, sevgi, saygı, fedakarlık, haklı olsan da bazı zaman ve şartlarda susmayı tercih etmek, inatlaşmamaktır diye düşünüyorum. Bunları kendimize düstur ettiğimiz zaman evlilikte,içki, kumar, kadın meselesi de yoksa çözülmeyecek hiçbir mesele yoktur. Eşimizi seviyor ve sayıyorsak, eşimizin ailesini de,sevmesek bile, saymak zorundayız. En önemlisi de hiçbir konu da inatlaşmamaktır. İnatlaşmayıp geri adım attığımızda eşimiz, sakinleştikten sonra mutlaka kendisi de geri adım atacak belki özür dileyecektir.
Eşler, ciddi bir sıkıntıyla karşılaştığı zaman, soğukkanlılığını korumalı ani kararlar vermemelidir. Müslüman için de en önemlisi ilk toslama anındaki sabır değil midir? Yaşadığımız toplumda öyle ilginç olaylarla karşılaşıyoruz ki ne zaman nasıl davranmamız gerektiği konusunda bocalıyoruz. Bazen kaldıramıyacağımız yükün altına girip daha sonra kendimizi daha kötü bir konumda bulabiliyoruz. Nasıl mı?
Başka bir kadınla eşinin ilişkisini öğrenen bir kadın bunu gururuna yediremeyip yirmi yıllık evliliğini bitiriyor. Aslında ilk anda duygularıyla değil de mantığıyla hareket etseydi daha iyi bir durumda olacaktı. Toplumun dul kadına bakış açısı, maddi sıkıntılar, altına girdiği yükü taşıyamaması dolayısıyla, yıllar sonra resmi nikahını verdiği ilk eşinin imam nikahlı ikinci karısı sıfatını alıyor. Belki sabredip mücadele etseydi eşi bir süre sonra yaptığı yanlışı fark edip karısına ve çocuklarına dönecekti. Hanım ikinci kadın konumunda olmayacaktı. Kadınlar için çok zor bir durum.
Ne olursa olsun siz siz olun eşinizi uzun süre yalnız bırakmayın. Yaz tatili boyunca yazlıkta gezip dolaşıp geride eşi aylarca yalnız bırakmak eşin yanlış yapmasına davetiye çıkarmaktır. Erkeğin fıtratı yanlış yapmaya çok müsaittir. O kapıyı hiçbir zaman aralamayın haklıyken haksız duruma düşmeyin. Sırf bundan dolayı evliliği biten ve çocuklarıyla medyada boy gösteren, büyük sıkıntılar yaşayan hanımlarımız bunun canlı şahididir.
Bunun yanında iki çocuk sahibi bir kadın, kocasının başka bir kadınla ilişkisini, kocasının antropoz dönemindeki yanlışı olarak nitelendiriyor. Yani eşini hasta kabul edip eşinin açmış olduğu boşanma davasında mücadelesini veriyor. Koca da yanlışının farkına varıp geri adım atıyor. İkinci kadınla olan ilişkisini bitirip karısının ve çocuklarının yanına dönüyor. Bu örnekte duygu değil mantık ön planda ve mantık kazanmış durumda.
BOŞANMA’NIN PSİKOLOJİK BOYUTU
Boşanma, karşılıklı sevgiye, saygıya, güvene ve mutluluk beklentisine dayalı olan evlilik ilişkisine son verdiği için eşler ve çocuklar açısından çok elem verici bir durumdur. Ana babanın mutsuzluğundan etkilenen çocuklar, boşanma sırasında anne ile baba arasında bir seçim yapmak zorunda kalırlar. Güven verici aile ortamını yitirdikleri duygusuna kapılırlar. Bundan dolayı boşanma, özellikle çocukların psikolojisini etkilemesi açısından çok zor bir durumdur. Boşanmayla gelen değişiklikler, çoğu zaman çocukların davranış bozukluklarına yol açar. Dersleri aksar, arkadaşlarıyla olan ilişkileri etkilenir
Ancak çocuklar, eşler arasındaki uyumun bozulduğu, karşılıklı suçlamaların ve saygısız davranışların yer aldığı, sevginin olmadığı bir ortamda da mutlu olamazlar. Bu etkilerin de davranış bozukluklarına yol açtığı bir gerçektir.Gerçeklerin çocuğa yada çocuklara onların anlayacağı bir biçimde anlatılması, durumu kabullenmelerini kolaylaştırır. Bazı durumlarda evliliği sona erdirmek, çocukların psikolojileri açısından, devam ettirmekten daha hayırlıdır.
Yoruma cevap: Sayın isimsiz yorumcum yazımın tamamını okursanız çok da farklı düşünmediğimizi anlayacaksınız. Teşekkür eder saygılarımı sunarım.
Kıymetli isimsiz yorumcum. verdiğim misaller medyadan duyduklarım. Gözlemlediğim zaman size şu tavsiyede bulunabilirim avukatlıktan öte bir kadın olarak. En son babalar duyar diye bir dizi vardı hatırlarsanız. Orada avukat ,halladeriz Kadir ile karısının boşanması için elinden geleni yapıyordu 3 kuruş para kazanmak için. Bir avukat olarak boşan demek en kolay ve kazançlı yol olsa gerek diye düşünüyorum. Ancak ben 15 yıllık evli bir kadınım. Yuvayı kurmak kolay olmadığı gibi yıkmak da kolay değildir. Duygularıyla hareket edip kocasından boşanan kadın dul kadın olarak yaşamanın zorluğunu görünce yuvasını yıkan kadının yaptığını yapıyor ve eski kocasının ikinci karısı oluyor. Sizin kafanıza takılan bu olsa gerek. Elbette kadın da çekmek zorunda değil, boşanabilir. Kendi hayatını yaşayabilir. Ancak sonradan pişman olmaktansa ilk başta makul ve mantıklı davranıp ayaklarınızı yere sağlam basarsanız çok daha iyi olur. Sabır ve mücadelenize rağmen hiçbir olumlu gelişme yoksa bu durumda yine kararı siz vereceksiniz. Bu konuda benim telkinde bulunmam yanlış olur. Hayat sizin hayatınız ve istediğiniz kararı verebilirsiniz. Toplumun ve varsa çocuklarınızın da buna saygı duyması gerekir. Önemli olan sonradan pişman olmayacağınız kararı vermeniz. Allah yar ve yardımcınız olsun. En içten saygı ve sevgilerimle... |